MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞININ MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ ÇALIŞMALARININ HATIRLATTIKLARI ve TEMBİHLER.


Haber Kategorisi : Köşe Yazıları
Yayınlanma Tarihi : 14 Mayıs 2024 15:21
Okunma Sayısı : 413
Haberin Yazarı : Yönetici
Haberin Kaynağı : Şakir ALBAYRAK

MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞININ MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ

ÇALIŞMALARININ HATIRLATTIKLARI ve TEMBİHLER.

MEB, bir müfredat değişikliği üzerinde çalışmalar yapıyor, bu

konuda, MEB’e yardımcı olabilecek görüşlerden de istifade

etmek istiyor. Gidişattan anlaşılan bu.

Eğitim-öğretimin, bir bütünlük oluşturulmasını sağlayan

konseptin adıdır müfredat. Namı- diğer, “Program”dır. Bu

cümleden hareketle bütün derslerin mevcut müfredatının

değişimi elzemdir. Bu değişim, “Okul öncesi”nden başlayarak

MEB’e dahil, bütün kurumlarda, silsile-yi merâtip gerekir.

Bunun uzun uzadıya yazılması, bu satırların yazarına çok uzun

geleceği için nasıl yapılması gerektiğinden çok, neler yapılması

gerektiğinden bahsedecek.

Bu müfredat, bir devletin (T.C.), MEB’e bağlı eğitim

kurumlarında, halen tatbikatı devam eden müfredat ise işe,

temelden başlamak lâzımdır. Bu sebeple devletin en geçerli

tanımıyla işe başlamalı. Devletin tanımının en doğru şeklinin

bu tanım olduğuna dair beslediğim kanaatten dolayı, aynen

veriyorum. Devlet, kendini bir ideoloji ile tahdit etmiş bir

topluluğun, teşkilatlı hâlidir. Öyleyse bir ideoloji lâzımdır.

Devletin adı, “Türkiye Cumhuriyeti” ise “cumhuriyet”

kavramından yola çıkarak nasıl bir ideolojiye sahip olunması

gerektiğini tespit delim. Bu kavramın anlamlandırılışı da çok

ilginçtir. Bildiğimiz “Cumhuriyet kavramı ve manası orijinaline

göre çok farklıdır. Bir meselenin çözümü ise maksadımız,

yama ile yamalıkla bohça düzmeye gerek yoktur. Bozulmamış

top kumaşından elbisenin dikilmesi lâzım gelir.


Cumhuriyet kavramı için TDK sözlüğü, “Milletin, egemenliği

kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği

milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi.”

anlamlandırıyor. Bu tanım mevcudun izahı durumundadır.

Cumhur kelimesinin ne anlama geldiği ile ilgili bir açıklık yok.

“Musabahat-ı Ahlakiye s,58-59, Tefyiz Kitab hanesi, Matba’a-i

Orhaniye, İstanbul,1333(1917).” künyeli kitapta bu konudaki

bilgi şöyledir.”

“…Bizim hükûmetimiz evvelce ya’ni 10 Temmuz 1324(1908

ŞA) târihine kadar bir hükûmet-i mutlaka idi. Az kalmış idi ki,

memleketimiz taksîm edilsün. Bereket versin ba’zı hâmiyetli

zâtlar o zaman taht-ı saltanatda bulunan Sultân Hamid-i

Sâniye dayatdılar, cebren Kânûn-u Esâsi’yi neşretdirdiler. İşte

o günden i’tibâren hükûmetimiz bir hükûmet-i meşrûta oldu.

Ve yüzümüz güldü. Esâretden kurtulduk.” (diyen yazar,

“Mutlakiyetle idare edilseydik memleket bölünecekti.” diyor.

Esaslı bölünmenin, meşrutiyetten sonra gerçekleştiğini görüp

pişman olmuş mudur bilinmez. Esaretten kurtulduk, derken

de 2. Abdülhamid’in idaresini kast ediyor.) Meşrutiyetin fayda

ve faziletlerini anlatmaya devam ediyor.

Şimdi gelelim. Hükûmet-i meşrûtaya:Hükûmet-i meşruta,

kânun-u esâsi’si olan ve millet meclisi bulunan hükûmetdir ki:

Böyle hükûmetde millet kendi kendisini idâre eder.

Çünki: Memleketin kânûnlarını meb’ûslar yaparlar. Meb’ûslar

ise milletin vekilleridir.Bundan başka meb’ûslar hükûmeti

dâimâ gözaltında bulundurdukları cihetle kânûna mugâyir bir

iş olduğunu görünce hemen vükelâyı mes’ûl ederler. Onlara

adem-i i’timâd re’yi vererek mevkîlerinden düşürürler.

Binâenaleyh: Vükelâ, meclis-i meb’ûsandan ziyâdesiyle korkar.


Bu sâyede hükûmet-i meşrûtada haksızlık olmaz. (Cumhuriyet

konusu ise şöyle anlatmaktadır.

Hükûmet-i Cumhûriye ise âdetâ hükûmet-i meşrûta

demekdir.

Yalnız bunlarda hükümdarlık makâmında bulunan zât bir

hükümdârın neslinden gelmiş ve peder veyâ birâderinin

yerine geçmiş olmayup ahâlinin intihâbıyla efraddan en ziyâde

rey’i kazanan bir kimsedir ki bunlara,(Cumhur re’isi) derler.

Bunlar da beş veyâ ba’zı yerlerde yedi sene müddetle intihâb

olunurlar. Bu müddet bitince o zât makâmından çekilir ve

yerine bu suretle ahâli tarafından intihâb edilmiş diğer bir

reis-i cumhur gelir.

Amerika’daki hükümetlerin kaffesi cumhuriyetle idare

olunduğu gibi Avrupa’da dahi Fransa, İsviçre, İsveç, Portekiz

hükûmetleri birer cumhuriyetdir.

Cumhuriyet ile mi, yoksa meşrûtiyet dairesinde olmak

üzre memleketin hükümdârı bulunmak suretiyle mi idârenin

daha iyi olduğu tamamıyla kestirilemez. Her memleketin bir

icabı, başka bir ihtiyacı vardır. Bir yerde, cumhuriyet iyi

olabilir. Belki başka bir yerde olmaz. Meselâ: Bizde

cumhuriyet olamaz. Çünki memleketimiz ahâlisi muhtelif

milletlerden mürekkebdir. Her kavim Cumhur re’isinin

kendisinden olmasını ister. Bu ise vatandaşlar arasında

bozuşmağa sebebiyet olur. Binâenaleyh bizim için meşrûtî

olmak üzre başta hükûmdârı bulunan bir hükûmet-i âdile

lâzımdır. “Yazarın açıklamaları bunlardan ibaret. İlginç tarafı

ise Çeşitli kavimlerin barındığı memleketlerde cumhuriyetin

uygun olmadığına ve meşrutî adil bir hükümdarın başta


bulunması, cumhurbaşkanının ise doğrudan halk tarafından

seçilmesinin gerekliliğini öne çıkarması dikkate değerdir.

Buradan hareketle diyebiliriz ki Cumhur reisini halk

seçmelidir. Bu hüküm bana çok uygun gözüküyor. Bu anlayışın

radikal olduğunu düşünmüyorum. Kaldı ki Türkiye’de,

Cumhuriyet rejimi kabul edildikten sonra halkın seçtiği ilk

cumhurbaşkanı da 2018’de seçilen sayın Recep Tayyip

Erdoğan’dır. Böylece cumhuriyetin mana ve mefhumuna

uygun ilk uygulama 2018’de gerçekleşen cumhurbaşkanlığı

seçimidir. Bu seçim gerçekleşirken mezkûr kitaptaki bilgilerin

taraflarca bilinip Bilinmediğini bilmiyorum. Durum bu. Durum

buysa bir ahali cumhurbaşkanı seçiyorsa seçen ahalinin tabi

olduğu inanç ve ideallerin ürünü bir anayasa ve buna bağlı

kanun ve kanunlara bağlı v.s. mevzuat icab etmez mi?

Ana yasa yapıcıların da kanun koyucuların da bu esaslara bağlı

kalarak hüküm ihdas etmeleri gerekmez mi? Eğer sosyoloji

(toplum bilim) ve Psikoloji (Davranış bilimi) disiplinleri birer

bilim dalıysa yapılacak başka bir şey yoktur. Yamalı bohçaya

hacet yok, top kumaştan elbise dikilmelidir.

Bu açıklamalardan sonra, müfredat için çalışanlarında bu

esasları göz önünde bulundurarak çok dikkatli çalışmaları

gerekir. Filan derste bu, peşman derste şu olsun gibi

tavsiyelere gerek yok. Mademki MİLLÎ EĞİTİM

bakanlığısınız,Talim ve terbiye kurulunuz var. Hiç değilse bu

sefer, terbiye kavramına uygun hareketle millî unsurlarla

bezenmiş bir müfredat geliştiriniz. Müfredatınızla eğitim

görmüş genlerimiz, tabir-i caiz ise gavurlara özenmekten köşe

bucak kaçmayı şiar edinmelidir. Milletimizin potansiyelini,

geçmişteki keşif ve icatlarını bilmeli, sevdalarını millet için sarf


etmelidir. Bilişim teknolojilerinin kâşif ve mucitlerinin

bilinmediği bir eğitim anlayışı sureta yanlış ve sakıncalıdır. Bu

konunun bilim tarihinde ilklerinin Harezmî ve Cezerî

olduğunun bilinmeyişi cidden acıtıcı. Bu acıyı hissetmeyenler

müfredat geliştirilmesinde çok yavan kalacaklardır. Detaylar,

uzmanların işidir. Bendeniz, karınca kararınca bazı

hatırlatmalarda bulundum.

Not: Düşünmek için maaşlı zevâtın bulunduğu bir

memlekette, ben ve benzerlerimle bedava düşünmeye devam

edeceğiz.

Şakir Albayrak, Çekmeköy,14.05.2024,11.29


LinkedIn'de Paylaş
'de Paylaş
Telegram'da Paylaş
WhatsApp'da Paylaş